Bir Aktivistin Gözünden: Oksitosin ile Geççek

Gülseren Onanç

“Sevdiğiniz birinin kazağını koklamak, sesini duymak, sevdiğiniz insanlara dokunmak ve temas etmek oksitosini artırır” diyor, Oksitosin Platformu kurucusu Elif Vatanoğlu Lutz ve ekliyor: “Başkalarına iyilik yapmak gibi psikolojik faktörlerin de oksitosin seviyesini arttırdığı yönünde bilimsel çalışmalar var.”

SES Eşitlik ve Dayanışma Derneği’nin Sevgililer Günü haftası etkinliğine konuşmacı olarak davet ettiğimiz Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Elif Vatanoğlu Lutz’dan sevgi bağı hormonu olarak bilinen “oksitosin” ile nasıl daha barışçıl bir dünya inşa edebileceğimizin yollarını öğrenmek istedik. Elif Hanım’la yaptığımız söyleşi benim gibi iflah olmaz bir romantik için eşsiz bilimsel bulgular ile dolu, umudumuzu yeşerten bir toplantı oldu.

Oksitosin Platformu kurucusu Elif Vatanoğlu Lutz, Asya’nın Nobel’i olarak bilinen ve dünya barışına katkıda bulunan kişilere verilen Gusi Barış Ödülü’nü aldıktan sonra SES 2021 Yılın Kadınları’ndan biri olarak ödül alan bir bilim kadını.

Oksitosini yüksek hastalar daha hızlı iyileşiyor

Oksitosin beyinde hipotalamusta sentez edilip ve arka hipofizden salınan bir hormon. En çok doğum esnasında ve hemen sonrasındaki rolü ile bilinse de, araştırmalar oksitosinin rahatlamaya ve kan basıncını düşürmeye yardımcı olduğunu, anksiyetiyi düşürdüğünü, ağrı eşiğini yükselttiğini, büyümeyi ve iyileşmeyi teşvik ettiğini ortaya koyuyor. Kadında ve erkekte de var olan oksitosin dokunma, koku ve ses ile aktifleşerek salgılanıyor ve sosyal etkileşim ve iletişimde güven duygusu sağlıyor. Ayrıca başkalarına iyilik yapmak gibi psikolojik faktörler de oksitosin seviyelerini artırıyor.

ABD’deki Ohio Üniversitesi’nden bir grup araştırmacı koronavirüs tedavisi üzerine yaptıkları çalışmalarında hızlı iyileşen vakalarda oksitosin seviyesinin yüksek olduğunu ortaya koymuşlar.

Oksitosin ile toplumsal iyileşme de mümkün

Türkiye’de yapılan bir kamuoyu araştırması, pandemi süresince en çok kucaklaşmayı özlediğimizi ortaya koyuyor. Bedenin bilgeliği olarak da açıklayacağımız bu kucaklaşma talebi toplumsal bir iyileşmeyi de sağlayabilir.

  • Teknoloji ile bulunamayan mutluluk: Elif Vatanoğlu, “oksitosin farkındalığı” ile ilk bakışta doğrudan ilişkili görünmeyen 3 alanda fark yaratılabileceğini söylüyor: “Teknoloji çok hızlı gelişiyor ama bu bizi aynı derecede mutluluğa götürmüyor. İnsanların mutluluğu ile teknolojinin artış seyri arasında doğrudan bir ilişki yok.” Her ne kadar TUİK’in 2021 araştırması kadınların yüzde 62’sinin kendi geleceklerinden umutlu olduğunu söylese de, psikologlar, son yıllarda gençler arasında depresyon ve buna bağlı ruh sağlığı sorunlarında bir artış olduğu konusunda hemfikir. Michelle Drouin Guardian gazetesindeki yazısında bu konuya dikkat çekiyor. ABD’li psikolog Jean Twenge ve meslektaşlarının araştırmaları, son on yılda ABD’li gençler ve genç yetişkinler arasında artan teknoloji kullanım oranlarına karşılık gelen depresyon ve kaygı oranlarında bir artış olduğunu gösteriyor. Teknoloji ilişkiler kurmamıza yardımcı olsa da bizlerin yüz yüze etkileşimini engelliyor. Çevrimiçi ilişkiler ve sosyal medyaya girmek bizde stres yaratıyor, yalnızlaştırıyor ve depresif yapıyor.
  • Mobbing ve şiddet: Elif Vatanoğlu, oksitosin farkındalığı ile akademide gözlemlediği ama her yerde olan mobbing vakalarının önlenebileceğini söylüyor. Toplantımıza katılanların aklına hemen kadına yönelik şiddeti bu yolla önlemek mümkün mü sorusu geldi. Henüz bu konuda bir çalışma yok. Günde en az bir kadının eşi, sevgilisi ve yakını tarafından öldürüldüğü memleketimizde bu hafta da 16 yaşındaki Sıla’nın eski nişanlısı tarafından öldürülmesi bizi derinden üzdü. Böyle durumlarda Rakel Dink’in o kocaman yüreğiyle Hrant’ı öldüren katile yönelik söylediği “bir bebekten katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz kardeşlerim” sözleri geliyor. Neden bu topraklarda şiddet artıyor? Bu şiddeti yaratan karanlığı nasıl aydınlatabiliriz? Suçluyu cezalandırma elbette gerekli ama suçun kaynağına inip çözmemiz de gerekiyor. Yirmi yıldır kadına yönelik şiddeti çözmek üzere etkili bir çözüm üretemeyen iktidardan bu adımları artık beklemiyoruz. İktidardan beklentimiz var olan medeni kanunları uygulaması. Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK), Medeni Kanun’un 96. yıldönümüne ilişkin yaptığı açıklamada, Medeni Kanun’un tehlike altında olduğuna dikkat çekti. Kişileri cinsiyetinden, inancından, yaşından ya da soyundan bağımsız olarak eşit özne olarak kabul etmenin yasal güvencesi olan Medeni Yasa’nın kadınlar ve çocuklar aleyhine değiştirilmek istendiğinin vurgulandığı açıklamada, “Diyanet’in görüşlerine göre değiştirilmeye çalışılıyor” denildi.
  • Irkçılık ile mücadele: Elif Vatanoğlu’nun oksitosin farkındalığı çalışmasının en dikkat çeken tarafı ırkçılık ile mücadele konusunda. Bir kişiye yaptığının ırkçılık olduğunu anlatmanın zor olduğunu ama o kişiye yapacağı bir iyiliğin kendisine ve topluma iyileştirici etkisi olabileceğini anlatmanın daha kolay olduğunu söylüyor: “Irkçılık literatüründe toplumsal terapi mümkün müdür? sorusuna verilen cevap her zaman ‘hayır’ olmuştur. Oysa, oksitosin hormonunu tanıdıkça bu konuda bir umut ışığı doğabilir diye düşünüyoruz.”

Umudun şarkısı: Geççek

Oksitosin farkındalığı ile daha yaşanılır bir dünyanın olanaklı olabileceğini düşünmenin bile bize iyi geldiği bu haftada bize umut veren başka bir gelişme daha oldu. Yayınlandığı andan itibaren milyonlarca kez izlenen Tarkan’ın Geççek klibi umut arayanların ilacı oluverdi.

Tarkan’ın klibi bana Netflix’in beğenilen dizisi Casa Del Papel’deki doktorun bütün İspanya’daki ekranlara sızma sahnelerini hatırlattı. Casa Del Papel’in tema müziği olan İtalyan partizanlarının faşizme karşı direniş şarkısı Ciao Bella kapitalist sisteme karşı direniş marşı olarak kullanılıyor.

“Düştük evet ama kalkmadık mı? Biz hep hayata meydan okumadık mı? Sen ferah tut içini
Biz neleri atlatmadık ki. Geççek geççek elbet bu da geççek. Gör bak umudun gününü gün etçek”
 diyen Tarkan’ın bu şarkısı her ne kadar doğrudan bir iktidar eleştirisi içermese de otoriter iktidardan, pandemiden, ekonomik sıkıntıdan, ayrımcılıktan, şiddetten sıkılan bir toplumun umut marşı olmaya aday. Bu şarkının yarattığı umut dalgası değişim talebinin gücünü de gösteriyor.

Demokrasiye yeniden adım hikayesini yazmak hepimizin sorumluluğu

Altı muhalefet partisinin genel başkanlarının bir araya gelmesi üzerine yazan akademisyen Seren Selvin Korkmaz, “Hem muhalefete hem de her birimize önemli sorumluluklar düşen çok kritik bir sürece gidiyoruz. 12 Şubat 2022 Türkiye tarihinde yeni ve parlak bir dönemin ilk sayfası olabilir. Bu da geri kalan sayfalarda hikâyenin nasıl yazıldığına bağlı olacak. Ve sonunda bu hikâyeye bir isim verilecek adı ya “İkinci Yüzyılda Demokrasiye Yeniden Adım” olacak ya da “Otoriterliğin Gölgesinde İkinci Yüzyıla Adım” olacak. Bu hikâyenin nasıl şekilleneceği ise hepimizin sorumluluğunda” diyerek hepimizi sorumluluk almaya davet ediyor.

Değişim talebinin öncüsü sanatçılar olsa da, değişimin uygulayıcıları hepimiz olacağız.

 

Önceki Yazılar