Bir Aktivistin Gözünden: ‘Yukarıya Bakma’ Diyenlere Karşı Direnenler

Gülseren Onanç

Siz de kendinizi sıklıkla inanılması güç bir senaryonun içinde hissediyor musunuz? Koronavirüsün son varyantı Omicron ile birlikte bütün dünyada vaka sayısının 300 milyona eriştiği zor zamanlardan geçerken bilimden, gerçeklikten kopan iktidarların ve onun sözcüsü olmuş medyanın dünyayı ve memleketi nasıl bir demokrasi ve ekonomi krizine soktuğunu içiniz acıyarak izliyor musunuz?  Umut bağladığımız siyasetçilerin, takip ettiğiniz medyanın da performansı sizi hayal kırıklığına uğratıyor mu? Kendinizi gülsem mi ağlasam mı bilemediğiniz bir saçmalığın içinde hissediyor musunuz? Bilim karşıtı, entelektüellik karşıtı, liyakat tanımaz, yalan haber (fake news) dünyasının dünyayı sürüklediği yeri izleyip buradan nasıl çıkacağımızı bilememenin çaresizliği içinde hissediyor musunuz?

Öyleyse yalnız değilsiniz ve sizler gibi dünyada milyonlarca insan var.

Netflix’te son günlerin en çok izlenen filmi Dont Look Up (Yukarıya Bakma) yaşadıklarımızın sadece bizim memleketimize özgü olmadığını anlatması açısından izlenmesi gereken bir film. İzlemenizi hararetle öneriyorum. Ben filmi bir solukta izledim. Benim için güzel sürpriz filmde Amerikan başkanının (Meryl Streep) oğlunun (Jonah Hill) ülkenin elit özel okullarından olmadığı için kuşkuyla yaklaştığı, uzay bilimci profesör ve doktora öğrencisinin okulu olan Michigan Devlet Üniversitesi’nin benim de mezun olduğum okul olmasıydı. Filmdeki eleştirilerden biri de Amerika’da endüstri haline gelmiş, öğrencilerin borçlanmaları üzerinden kendini sürdüren üniversite eğitim sistemine yönelikti. Onlarca sosyolojik mesaj ile beraber, film temelde apolitikleşen, giderek birbirine benzeyen politikacılar ve gerçekliğin peşine düşmek yerine eğlenceli ve güzel haberler vermeyi seçen medya (geleneksel ve sosyal medya) ile dalga geçiyor. Jennifer Lawrence, Meryl Streep, Leonardo DiCaprio, Rob Morgan gibi Oskar ödüllü sanatçılar bütün yeteneklerini bir ana mesajı vermek üzere abartılı olarak kullanmışlar, iklim krizine karşı duyarsız olan siyaset ve medya da el ele vermiş dünyayı felakete sürüklüyor.

“Eğer kendimi kaybetmeseydim bende bir sorun var diye düşünürdüm”

Çevre aktivisti, gazeteci ve yazar George Monbiot the Guardian’daki yazısında, “Bu film bana yıllar boyunca yaşadığım öfke, hayal kırıklığı ve çaresizliği hatırlattı” diyor. Monbiot kendi katıldığı bir televizyon programında tıpkı filmdeki uzay bilimci Dr. Mindy (Leonardo DiCaprio) gibi gözyaşlarını tutamadığını anlatıyor. Bundan hala büyük utanç duyduğunu söylüyor. Kendisine sosyal medyadan cinsiyetçi (ağlamayı erkeklere yakıştırmayanların) aşağılayıcı, gaddar yorumlar yapıldığını ama “Nerede olduğumuzun ve neyle karşı karşıya olduğumuzun farkında olup da gücü elinde bulunduranların kayıtsızlığını, varoluşsal krizimizin ıvır zıvır şeyler lehine nasıl marjinalleştirildiğini görünce anladım ki, eğer kendimi kaybetmeseydim bende bir sorun var diye düşünürdüm” diyor.

Kayıtsızlık hastalığına karşı harekete Geçmeliyiz 

Monbiot’un yazdıkları evrensel boyuttaki “kayıtsızlık hastalığı”na karşı düşünen, sorgulayan bireyin çaresizliğini anlatıyor. Memlekette hissettiğimiz duyguların farklı derecelerde dünyanın çeşitli yerlerinde hissediliyor olması yalnız olmadığımızı anımsatıyor.

Bundan da önemlisi, bu yalnız olmama hali birlikte bir şeyler yapmak üzere bizi harekete davet ediyor. İklim krizinden de önemli olan, dünyayı felakete sürükleyen kayıtsızlık hastalığına karşı harekete geçmeliyiz.

Dayanışma ile kayıtsızlığı ve yoksulluğu Yenmek

Kayıtsızlık ile başa çıkmak için dayanışma ile işe başlayabiliriz.  “2022 yılı Dayanışma Yılı Olacak” diyen Hacer Foggo dayanışmayı şöyle tanımlıyor: “Dayanışma manevi huzura ermek değil, haksızlığa karşı bir adım atabilmek,  ezilenlerin çıkaramadığı ses olmak, servis parası olmadığı için okula gidemeyen çocuğun eğitim hakkı için yerel yönetimi ve kamuyu görevini hatırlatmaktır.”

Hacer Foggo dayanışma ekonomisi ile giderek artan yoksulluğu yenebileceğimizi müjdeliyor. “2022 yılının şehir şehir, köy köy, hane hane dayanışmanın, dayanışma ekonomisi modellerinin yaygınlaşacağı bir yıl olacağına inanıyorum. Dayanışma ekonomisi, eşitlik ilkesi ile iş modellerini ortaya koyuyor. Herkes birlikte çalışıyor, kararlar ortak alınıyor ve eşit olarak paylaşılıyor” diyerek bizi emeğe dayalı dayanışma ekonomisi üzerine düşünmeye ve aksiyon almaya davet ediyor.

Kayıtsızlığa karşı sokak hareketleri ve direnişler

Dünyanın birçok yerinde kayıtsızlığa karşı sokaklarda direnenlerin SES’i yükseliyor. Hindistan’ın Tamil Nadu kentinde bir iPhone montaj fabrikasında çalışan binlerce genç kadın işçi sorunlarına kayıtsız kalan işverenlere karşı, otoyolu kapatarak çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesini talep etti. Apple ve lokal üretici firma Foxconn kadınların SES’inin yükselmesine kayıtsız kalamadı ve işçi kadınların yaşam alanlarını ve fabrikayı iyileştirmek üzere harekete geçti.

Kazakistan’daki zamlara karşı başlayan protestolar tüm ülkeye yayıldı ve hükümetin istifası ve gaz fiyatlarının düşürülmesi ile sonuçlandı. Etkili bir muhalefetin oluşamadığı Kazakistan’da protestocular demokrasi talep ediyor.

Aşağıya bakmayacağız’ diyen boğaziçili gençler

Boğaziçi Üniversitesi bileşenlerinin kayyım rektörlere karşı direnişinin ikinci yılı 2 Ocak’ta tamamlandı. 6 Ekim 2021’den bu yana tutuklu olan öğrenciler Berke Gök ve Perit Özen’in serbest bırakılmasını isteyen Boğaziçi Üniversitesi Aile Dayanışması mücadeleyi kazandı ve iki öğrenci bugün serbest kaldı.

Yukarıya Bakma (Don’t Look Up) diyenlere karşı Boğaziçi Direnişin cesaret veren sloganı Aşağıya Bakmayacağız” diye cevap veren Boğaziçi gençliğinin verdiği mücadele gibi biz de kayıtsızlık hastalığı ile mücadele edeceğiz.

Dayanışma ve mücadele ile geçecek 2022 hepimize hayırlı olsun.

Önceki Yazılar